Yazı Detayı
26 Aralık 2018 - Çarşamba 20:07
 
Piyango, tebliğ ve çılgına dönen kadınlar
 
 
 
 
Hukukta bir kaide vardır: Usul esastan önce gelir. 
Ne demek bu?
Yani hedefinize giden yol en az hedef kadar meşru olması lazım… Hakikati anlatmada, öğüt vermede, iyiliği emretmede, kötülükten nehyetmede kullandığınız araçların, yöntemin ve usulün de meşru, düzgün ve ahlaki olması lazım. 
Bu İslam hukukunun temel kaidesidir.
İslami çevrelerde oturup kalkan, Tevhidi İslam’la beslenen arkadaşlarımız az çok bilirler: “İslam’da tebliğ metodu” adıyla yüzlerce kitap yayınlanmıştır. Hakkı, hakikati, İslam’ı yayma konusunda Peygamberi bir metottan bahsedilir. Öyle herkes kafasına göre, muhatabının sosyal, psikolojik, çevre şartlarını bilmeden paldır palas filin zücaciyeci dükkânına girmesi gibi dalamaz. Zaman, mekân, anlık durum, muhatabın her hali göz önünde bulundurulmalı ve ona göre davranılmalı… Yoksa kaş yapayım derken göz çıkarılır, bir çuval incir berbat edilir. 
Tebliğ dayatma değildir, hakikati muhatabına zorla kabul ettirme hiç değildir. Yüce Allah elçisini bu konuda uyarmış “Sen onların bekçisi değilsin, tebliğini yap gerisini bana bırak” mealinde ayetler indirmiştir. 
“Eğer Allah (aksini) dileseydi, onlar (Allah'a rağmen) şirk koşamazlardı. Ne Biz seni onlara muhafız yaptık, ne de sen onları korumakla yükümlüsün.” (En’am 107)
“Onlara inanç dayatan bir zorba değilsin!” (Gaşiye 22)
“Hiç şüphe yok ki, bu ilahi kelamı insanlık için (gerçek) bir amaca mebni olarak sana Biz indirdik: Artık kim doğru yola seçerse bu kendi lehinedir; ama kim de saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur: zira sen onların tercihinden sorumlu değilsin.” (Zümer 41)
“Biz onların neler söylediğini çok iyi biliyoruz; ne ki sen onları zorla (inandıracak) bir zorba değilsin” (Kaf 45) 
Görüldüğü gibi Yüce Allah dayatmayı kesinlikle reddediyor. Hakikati, doğruluğu ve helali tercih etmek gönül işidir. Allah insanı bu dünyada her şekilde özgür bırakmıştır. İsteyen istediği gibi inanır, inanmaz, yaşar, yaşamaz. Kimse kimsenin günahından sorumlu değildir. 
Hal böyle iken; 
İlgili TV kuruluşunun Piyango satışı yapılan yere gidip insanları “tebliğ” adı altında taciz etmesi, kamerayı bir silah gibi kullanması, insanları tahrik etmesi Nebevi metoda kesinlikle ters düşmektedir. Üstelik bağıran kadınlar da dahil olmak üzere orada bilet almaya gelen insanların daha fazla günaha girmelerine vesile olduğu gibi, bağırtıları ve çağırtılarını da yayınlamak suretiyle insanların özel hayatını ve sinir halini deşifre edip, milyonlarca insanın o kadınlara hakaret ve küfretmesine sebep olmuştur. 
Bu İslami bir ahlak değildir. 
Bu yöntem suçtur, günahtır, veballidir. 
Böyle bir tebliğ yöntemi ne görülmüş ne de duyulmuştur. 
Bu TV kuruluşu benzer eylemleri defalarca yapmış, bu yöntemi kendilerine bir tarz olarak geliştirmişlerdir. 
Haram ve helal böyle anlatılmaz. İslam dininden tamamen haberdar olmayan, sadece geleneksel bir tarza iman etmiş insanların üzerine böyle gidilmez. Hakiki iman ve tevhitten habersiz geniş halk kitlelerinin böyle tek tek haramlar üzerinden uyarılması yanlıştır. 
İnsanlara tevhit bilinci, hakiki iman ve gerçek İslam anlatılırsa ve kendimiz de buna göre yaşarsak zaten insanlar kendiliğinden haramı hela bilecek ve ona göre yaşayacaktır. 
Haramla helalin karıştığı, imanla küfrün iç içe girdiği böylesi karmaşık ve kaotik ortamlarda ve toplumlarda tek tek günahlar ve haramlarla uğraşmak yerine meseleyi temelden ele almak lazımdır. 
Bu TV kuruluşunun yaptığı hareket bana 28 Şubat’ı hatırlattı. O karanlık dönemde de ulusalcı-kemalist-solcu basın kameraları başörtülü kadınların ve Müslümanların üzerinde bir silah gibi kullanmış, taciz etmişti. 
İki tarafın da amacı aynı olmamakla birlikte metod aynıdır. Taciz, baskı, deşifre ve baskıdır. 
İslam’ı, helali ve haramı anlatmaya evet ama bu yanlış ve tahrik edici metoda hayır!
 
Etiketler: Piyango,, tebliğ, ve, çılgına, dönen, kadınlar,
Yorumlar
Haber Yazılımı }); });